2000'lerde Türk Sinemasına Damga Vurmuş Ödüllü Türk Filmleri

Dünya sinemasında çıtanın üst seviyelere taşındığı 2000li yıllarda, uluslararası mecralarda da adlarından söz ettirerek her biri ülkemizin değerli birer temsilcisi olmayı başarmış olan, Türkiye sinemasına damga vurmuş ödüllü Türk filmlerinden oluşan bu güzel listeden bir film seçip izlemeniz halinde, hem duygudan duyguya geçişler yaşayacak hem de tıpkı bizler gibi ülkemizle gurur duyacaksınız! İyi seyirler dileriz:) 

Yolları yıllar önce ayrılan üç kardeş, aradan geçen 30 yılın ardından babalarının girişimi ile bir araya gelir ve Hasanlar Köyü’ndeki evlerine geri gider. Kardeşlerden en büyüğü olan Cemal, onları alır ve nedenini bilmedikleri bir yolculuğa çıkarır. Bu küçük yolculuk bitip köye gittiklerinde ise babalarının, geride kendince önemli bir vasiyet bırakarak öldüğünü öğrenirler. Babaları, köyün acayipliklerinden biri olan kelebeklerin geldiği dönemde gömülmeyi vasiyet etmiştir. Birbirlerini tanımaya neredeyse hiç fırsatları olamamış kardeşler, köyde kaldıkları süre boyunca kendilerini, birbirlerini ve babalarını tanımaya çalışırlar. "Sarmaşık" filminin ödüllü yönetmeni Tolga Karaçelik’in yönetmenliğini üstlendiği “Kelebekler” ödüllü Türk filminin oyuncu kadrosunda Bartu Küçükçağlayan, Tuğçe Altuğ, Tolga Tekin, Serkan Keskin, Hakan Karsak, Ezgi Mola, Ercan Kesal gibi oyuncular rol alıyor. Kelebekler, 2018 yılında düzenlenen Sundance Film Festivali'nde Dramatik Dünya Sineması dalında Büyük Jüri Ödülü'nü kucaklayarak koltuklarımızı kabartmıştı.

Yönetmenliğini ve senaristliğini ülkemizin medarı iftiharlarından Nuri Bilge Ceylan’ın üstlendiği 2005 yapımı dram filmi “Uzak”ta, baş kahraman Yusuf yaşadığı kasabada kendisine bir gelecek kuramayacağına inandığı için İstanbul’a göçme kararı alır.   Kendisinden önce İstanbul’a yerleşmiş olan akrabası Mahmut’un yanına taşınarak, uzak mesafelere gidip gelen gemilerde miçoluk yapmayı planlayan genç adam, bu uğurda her şeyi yapmaya hazırdır. Fotoğrafçılık yapan akrabası Mahmut ise, kendisi için hayal ettiği  her şeyden gitgide uzaklaştığının bilincindedir. Bu yüzden içten içe bir buhran yaşamasına rağmen bu konuda hiçbir şey yapmaz ya da yapmaya çalışmaz.  Buram buram karamsarlık, yalnızlık ve çaresizlik kokan yerli filmin oyuncu kadrosundaki isimler ise Ebru Ceylan, Ercan Kesal, Nazan Kesal, Zuhal Gencer Erkaya, Mehmet Emin Toprak.  Uzak, 2004 yılında düzenlenen Cannes Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü'ne layık görülmüş, aynı yıl Altın Portakal Film Festivali'nde de En iyi film de dahil olmak üzere dört ödülü kucaklamıştı.

Yönetmenliğini yeni nesil isimlerden Emin Alper’in üstlendiği 2019 yapımı Kız Kardeşler, annelerini kaybettikten sonra kendilerine bambaşka yollar seçen üç kız kardeşin hikâyesini anlatıyor.  Reyhan, Nurhan ve Havva isimli bu üç kız kardeş, küçük yaşta öksüz kalmıştır. Annelerinin ölümünün sonra kızlar kasabada yaşayan birbirinden farklı üç aileye besleme olarak gönderilirler. Birbirlerinden ayrılmak zorunda kalan kardeşler, yaşadıkları kaybın, birbirlerinden ayrı kalma acısının ve yeni yaşamlarına uyum sağlamanın ortasında savrulur durur, bir hayli zorlanırlar. Zaten bir süre sonra da kızlar, yanlarında kaldıkları ailelerin yayında tutunamaz, içinde bulundukları durumlara adapte olamaz ve baba ocağına geri gönderilir. Aradan geçen zorlu ve apayrı yaşanmışlıklarla dolu yılların ardından köylerine dönen kardeşler, aynı evde tekrar buluştuklarında kaçtıkları gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır.  Türkiye, Almanya, Hollanda ve Yunanistan ortak yapımı olan filmde üç kız kardeşi canlandıran genç oyuncular ise Cemre Ebuzziya, Ece Yüksel, Helin Kandemir.  Kız Kardeşler 2019 yılında düzenlenen Berlin Uluslararası Film Festivali'nde Altın Ayı için yarışmıştı. 

Son yılların dikkat çeken isimlerinden biri olan Bartu Küçükçağlayan’ın başrolü üstlendiği filmde, Mertkan babasının inşaatlarında getir götür işlerine bakar. Geri kalan zamanda ise arkadaşları ile alışveriş merkezlerinde etrafa, gelen geçene bakışlar atar ya da arabası ile turlar.  Bir gün Esme Madra tarafından hayat verilen Gül ile tanışır ve içinde bulunduğu basit, aynı zamanda boş hayatı sorgulamaya başlayacağı bir dönemin içine girer. Her şey aslında Mertkan’ın kendisini tanıması ve gelişimi için çok iyi yönde ilerlerken oğlanın babası Gül’ün kökeni ile ilgili şüpheli bir yaklaşım sergiler ve Mertkan’ı bir seçim yapmak zorunda bırakır.  Senaryosu ve yönetmenliği Seren Yüce’ye ait olan 2010 yapımı Çoğunluk filminde Küçükçağlayan ve Madra’ya eşlik eden oyuncuların başlıcaları; Settar TanrıöğenNihal Koldaş ve Erkan Can.  Çoğunluk, birçok önemli film festivalinde aldığı ödüllere ek olarak 2010 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde de "En İyi Film" kategorisi başta olmak üzere üç dalda ödül kazanmıştı.  

Türkiye-Almanya ortak yapımı olan Fatih Akın filmi Duvara Karşı’da baş karakterlerden biri psikolojik buhran geçirip intihara teşebbüs eden, alkol ve uyuşturucu bağımlısı 40 yaşındaki Cahit (Birol Ünel)’tir. Yaşadığı bu zorlu süreçte, kendisi ile ilgilenen psikiyatrist en sonunda başarılı olmuş ve ona hayatta kalmak için sebep bulabileceği bir dünya görüşü aşılamıştır. Bu olumlu gelişmelerden sonra Cahit, yepyeni bir hayata başlamaya hazırdır. Diğer yandan da diğer baş karakter Sibel (Sibel Kekilli) ailesi ile yaşadığı sıkıntılar ve maruz kaldığı baskılar sonucunda intihar etmeyi denemiş olan genç ve hayli güzel bir kadındır.  Cahit’teki olumlu gelişmeleri gözlemleme fırsatı elde eden Sibel, kendisi için de yepyeni bir hayat inşa etmeye karar verir ve Cahit’ten kendisi ile evlenmesini ister. Bu noktadan sonra sorunlu geçmişlere sahip olan bu iki insan, hem hayatlarına şans vermekle ilgilenirler hem de amansız bir aşk ile sınanırlar.  Fatih Akın'ın uluslarası camiada tanınmasını sağlayan filmlerden biri olan Duvara Karşı, 2004 yılında Berlin Uluslararası Film Festivali'nden Altın Ayı FIPRESCI Ödülü'yle ayrılmıştı.

Her biri kendi hayat gailesi için uzak diyarlara gitmiş ve birbirlerine yıllardır hasret kalmış olan üç kardeş gurbetliklerine zorunlu olarak son verecektir. Çok farklı yerlere savruldukları için aralarındaki bağ körelmeye başlayan ve iletişimleri sekteye uğrayan bu üç orta yaşlı kardeş için kavuşma vakti artık gelmiştir.  Memleketleri olan Karadeniz'de yaşayan yaşlı annelerinin ortadan kaybolduğu haberi onları yıllar sonra aynı çatı altında buluşturacaktır. Her biri aynı şehirde, İstanbul'da, yaşıyor olmalarına rağmen iletişimlerıni kaybeden kardeşleri ortak amaçları olan, anneleri Nusret'i bulmak için çıktıkları yolculuk onları anılarına dair birçok şeyi gün yüzüne çıkardıkları bir yolculuğa çıkarır. Bu yolculuk aynı zamanda bir içsel hesaplaşmaya da dönüşür. Ayrıca annelerini bulduktan ve İstanbul'a yanlarına getirdikten sonraki süreç ise herkes için sancılı bir sürece dönüşecektir. Bu büyüklü küçüklü sınavlarla dolu süreçten alnının akıyla çıkabilen tek kişi ise yaşlı kadının torunu Murat olacaktır. En ünlü işleri Güneşe Yolculuk ve Bulutları Beklerken filmleri olan ülkemizin önemli yönetmenlerinden Yeşim Ustaoğlu, son filmiyle de yine yolculuk vesilesiyle gerçek kimliklerini bulan karakterleri ele alıp politik duruşuyla da alttan alta sosyal içerikler verdiği hayli etkileyici bir filme imza atmış.  Pandora'nın Kutusu dünya çapındaki başarısını hem ülkemizde düzenlenen İstanbul Film Festivali'nin 28.sinde hem de  yurtdışında düzenlenen San Sebastian ve Fajr Film Festivalleri'nde en iyi kadın oyuncu, en iyi oyuncu ödüllerini kazanarak da kanıtlamıştır.   

11 yaşındaki Aslan'ın yaşadığı hayat, küçük köylerindeki okula gitmek ve arda kalan zamanlarda arkadaşlarıyla vakit geçirmekten ibarettir; sahip olduğu en büyük dert ise aynı sınıfta okuduğu Ayşe'ye olan aşkıdır. Bir gün yaşadıkları yerin popüler aktivitelerinden olan köpek dövüşlerinden birine katılan Aslan, burada dövüşü kaybeden ve yaralanıp yere yığılan Sivas adında terk edilmiş zavallı kangal köpeğiyle karşılaşır. Bu karşılaşma küçük çocuğun hayatını etkileyecek en önemli dönüm noktalarından biri olur. Yönetmenliğini ve senaristliğini Kaan Müjdeci'nin üstlendiği, sanatçının ilk uzun metrajlı filminin başrolünde Aslan'ı çocuk oyuncu Doğan İzci canlandırırken, ona köpek Çakır eşlik ediyor. Oyuncu kadrosundaki diğer isimler ilk oyunculuk deneyimlerini gerçekleştiren Muttalip Müjdeci, Hasan Özdemir, Ezgi Ergin ve Furkan Uyar’ın yanı sıra Ozan Çelik, Banu Fotocan ve Okan Avcı gibi profesyonel oyuncular da ekipte yer alıyor. 2014 yılında Altın Portakal Film Festivali'nde hem En İyi Kurgu Ödülü hem de Jüri Özel Ödülü kazanan film, 2016 yılına gelindiğinde ise 71.Venedik Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü'ne layık görülerek zaman geçse de değerinden birşey kaybetmediğini ve uzun yıllar adından söz ettirmeye devam edeceğini göstermiş oldu.

Yurtiçi ve yurtdışındaki film festivallerinin merakla takip edilen, tabiri caizse göz bebeklerinden biri olan Semih Kaplanoğlu’nun yönetmenliğini üstlendiği, Berlin’den Altın Ayı ile dönen ve Türk sinemasının son dönemdeki en önemli filmlerinden biri olarak kabul edilen dram filmi “Bal”; Bora Altaş, Erdal Beşikçioğlu ve Tülin Özen’den oluşan oyuncu kadrosu ile de hayli güçlü bir yapım olmayı başardı.  Filmde, Yusuf’un babası, büyük ve kasvetli bir ormanın içerisinde kurduğu minik alanda arıcılıkla ailesini geçindirmektedir. Henüz küçük sayılabilecek yaşta olan Yusuf ise okula yeni başlamıştır. Bir gece gördüğü rüyayı babasına anlatır. Rüyanın ana teması ise bir sırdır. Günlerden bir gün Yusuf’un babası her zamanki gibi ormanın derinliklerine dalar ancak bu sefer geri gelmez. Bu kayboluş zamanla Yusuf’u içine kapanık bir insana dönüştürür. Gün geçtikçe insanlardan daha da uzaklaşan Yusuf, bir gün ormanın derinliklerine dalıp babasını aramaya karar verir…    25 Mart 2010'da Amerika'ya vizyona girer girmez başta New York Times olmak üzere pek çok dünyaca tanınmış ancak "ulusal" başlığı altında çıkan pek çok gazetede hakkında övgü dolu yazılar çıkan Bal filminin aldığı ödüllerden bazıları ise; 60.Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı ve Ekümenik Jüri , 17. Uluslararası Altın Koza Film Festivali'nde En İyi Film- Sinema Yazarları ve Jüri Özel, 29.İstanbul Film Festivali'nde En İyi Görüntü Yönetmeni- Halk Jürisi ve Jüri Özel, 13.River Run Uluslararası Film Festivali'nde ise En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Film ödüllerine layık görülerek Dünya sinemasında adımızın çok sağlam bir projeyle bir kez daha anılmasını sağlamıştır.  

Ömrünü demiryolları işletmesine adamış olan yol bekçisi Basri yapayalnız bir hayat sürmektedir. Hayattaki tek ve en önemli varlığı olan oğlu Seyfi ise bundan 18 yıl önce üniversite öğrencisiyken gözaltına alınmış ve o günden sonra kendisinden hiç haber alınamamıştır. Yıllardır oğlandan ne bir haber alınabilmiştir ne de yetkili kurumlar konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmış ya da bilgi vermiştir. Seyfi sanki dünyada hiç var olmamış gibi aniden ve sessizce ortadan kaybolmuştur. Dahası Seyfi ortadan kaybolduktan 6 yıl sonra zavallı Basri'nin zavallı karısı da vefat etmiştir. Acı kayıplarından sonra gittikçe içine kapanan ve kendisini toplumdan uzaklaştıran Basri, bir gün bir tanecik oğlu Seyfi'nin geri döneceğine dair umudunu hiç yitirmez ve 18 yıl boyunca her ayın başında ve ortasında oğlunun bulunması için dilekçeler yazar, yetkililere gönderir.  Yönetmen Ali Aydın'ın ilk uzun metrajlı filmi olma özelliğine sahip yapımın başrolleri usta oyuncu Ercan Kesal ile Muhammet Uzuner ve Tansu Biçer paylaşıyor. 2012 yılında 69.su düzenlenen Venedik Film Şenliği'nde Geleceğin Aslanı ödülüne layık görülen film, senaryosu kadar oyuncu kadrosundaki doğru seçimlerle de dikkat çektiğini kanıtlamıştır. Ayrıca Küf'ün kazandığı diğer ödüllerden bazıları; 49. Uluslararası Altın Portakal Film Festivali'nde sahibini bulan Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü ile yurtdışındaki layık görüldüğü 13. Frankfurt Film Festivali- En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ödülleridir.    

Yönetmenliği ve senaristliği Çağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti tarafından üstlenilmiş olan, başrol oyuncusu Damla Sönmez’e de yurt dışındaki festivallerde en iyi kadıncı ödülü kazandırmış olan “Sibel”; Karadeniz yöresine has ıslık diliyle konuşan, küçük bir köyde babası ve kız kardeşi ile yaşayan 25 yaşındaki genç bir kızın hikâyesine odaklanıyor. Çocukluğunda geçirdiği bir hastalık nedeniyle konuşma yetisinden mahrum kalmış olan, çevresiyle iletişim kurabilmek için ıslık dilini kullanan Sibel’in hayatı tarla, orman ve ev üçgeninde geçmektedir.  Bu monotonluktan bunalmış ve yaşadığı köyde kendisini dışlanmış hisseden kızın hayatı bir gün ormanda saklanan Ali adında bir yabancıyla karşılaşmasıyla tamamen değişir.  Sibel, Ali’yle iletişim kurmayı başarınca, içinde varolan gücü de fark edecektir… Ülkemizde ve yurtdışında 40.Montpellier Film Festivali-BNP Paribas ve Midi Libre, 25.Uluslarası Adana Film Festivali- En İyi Film, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu, 71. Locarno Film Festivali-FIPRESCI gibi bir çok ödüle layık görülmüş olan bir diğer film olan 2018 yılı yapımı “Sibel”, bir çok kaynakta yalnızca kadınlara yönelik değil tüm ötekileştirilmişlere ithaf edilmiş bir film olarak da anılıyor.    

Yönetmen koltuğunda Tarık Aktaş’ın oturduğu; Barış Mert Bilgi, Ali Yavuz Ilman, Ömer Bora gibi büyük çoğunluğu genç isimlerden oluşan oyuncu kadrosuna sahip dram filmi Nebula’da ölüm ve yaşamın aslında ne kadar da birbirine bağlı kavramlar olduğunu bir kez daha anlayacağı bir yolculuğa çıkan genç bir adamın hikâyesi konu ediliyor. Bu kurmaca öyküdeki başkahraman Hay, yedi yaşında küçük bir çocukken ölü bir at bulur ve bu at sayesinde hayata ilişkin gözlemleri değişmekle kalmaz yeni yeni fark ettiği yetişkinlerin kendi dünyalarındaki bakış açıları da onda derin izler bırakır. Aradan yıllar geçer ve bu anıları zihninin gerilerinde bıraktığını sanan Hay’ın, yirmili yaşlarındayken kurban bayramında koyun keserken yanlışlıkla elini kesmesiyle çocukluk anıları tekrar su yüzüne çıkar. Bu olaya da yüzeysel bakmayı başaramayan Hay, koyun ile arasındaki bağın farkına varınca, aslında çevresinde olup biten her şeyin de birbiriyle bağlantılı olduğunu anlar.  Tarık Aktaş’ın 71. Locarno Film Festivali’nden En İyi Yeni Yönetmen Ödülü’ne layık görülen filmi katıldığı festivallerin hangilerinden ödülle dönebilecek hep birlikte göreceğiz.